Make your own free website on Tripod.com

 

Huzur Veren Sözler 

* İnsan, seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...

* Mahlûkâtın yaratılmasına sebep olan, muhabbet sıfatıdır.

* Müslümanların, Allah adamlarının yüzüne bakmak ibadettir, sevaptır.

* Kalbleri temizlemenin ilacı, Allah'ın dostlarının kelâmıdır. Onların yazılarını okuyunca kalbler temizlenir.

* Eshâb-ı Kirâm mevlid geceleri toplanırlar, bu halleri konuşurlardı. Tabiin de böyle yapardı. Vehhâbîler mevlide bid'at diyorlar, halbuki sünnetdir, çok sevabdır. Evliyânın büyükleri hep mevlid okurlardı. Hasen-i Basri, Tabiinin en büyüğü idi, mevlid okurdu. Cüneydi Bağdadî seyyid-üt taifedir. O da okurdu. Yalnız mevlidi parayla ve harâm yerlerde okumak günâhtır. 

* İman ni'metinin şükrünü îfâ etmek içün, hubb-i fillah ile şerefleneceğiz. Birbirimizin kalbini kırmaktan titreyeceğiz. Zaten mü'minin kalbini kırmak haramdır. 

* Allahü teâlânın bütün sıfatları her mahlukta, her zerrede zuhur etmekte, tecelli etmektedir. Merhamet, ihsan sıfatları tecelli ettiği gibi, kahır, gadap yapmak sıfatları da tecelli etmektedir.

* Allahü teâlâ her maddede faide ve zararlar yaratmıştır. Allahü teâlâ çok merhameteli olduğu için Peygamberler göndererek herşeyin faidelerini ve zararlarını bildirmiş, faideli şeyleri yapmayı emretmiş, zararlı şeyleri yasak etmiştir. Bu emirlere farz, yasaklara haram ve dünya denir. Bu emir ve yasaklara şeriat denir. Dünyadan sakınınız demek haramlardan sakınınız demektir. Bunu anlamak lazım. Dünyanın ikinci manası, ölmeden evvelki hayat demektir. Bu dünyadaki zevklerin, lezzetlerin hiç biri haram değildir. Bunların zararlı şekilde kullanılmaları haramdır. Faideli olarak kullanılmaları farz veya sünnettir.

* Huzûru ilâhide toplanmak çok büyük nimettir. Huzuru ilâhi namazdır. Allahü teâlâ, namazdan sonra "İste kulum vereyim" diyor. Bu saat-i icâbedir. Hele Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua red olmaz. Alimler, Cuma günü (saat-i icabe) ikindi namazı vaktidir buyurmuşlar.

* Allahü teâlânın ve peygamber efendimizin emr ve yasakları iki türlüdür. Birisi; sârâhat-ı nass ile sabittir, açıkca bildirilmiştir. Bunları kabul etmeyen kâfir olur. Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Kadınların, kızların sokağa açık çıkmaları sârâhat-ı nass ile haramdır. Yani açıkca bildirilmiştir. Sârâhât-ı nass demek; ayet-i kerime veya hadis-i şeriflerle açıkça bildirilen hüküm demektir.

* Kalbin gıdası ma'rifettir. Görmek şart değil, sevmek şarttır. 

* Evliyâlar da Allahü teâlânın sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Onlar da dünyada dostla düşmanı ayırmazlar. Dostlara yaptıkları iyi muameleyi düşmanlara da yaparlar. Düşmanlar, dostlarla karışıp Evliyanın huzuruna gelirler, Evliya onlara hiç düşman muamelesi yapmaz, dostlarına olduğu gibi, onlara da ikram ederler, tatlı konuşurlar. Onlar da der ki, "Bu adam benim düşman olduğumun farkında değil, bana dost muamelesi yapıyor." Evliyanın dostla düşmanı ayırmaması, nîmet vermek bakımındandır. Yoksa düşmanlarla sohbet etmezler, onlara gitmezler, dükkanlarından alış veriş etmezler. Ancak, onlar gelirse, karşılaşırlarsa ayırt etmezler. Fakat dostlara giderler, hastasını ziyaret ederler, cenazesine giderler, düşmanlarınkine gitmezler, ziyafetlerine gitmezler, ama bir bahane uydururlar. Düşmanlara mümkün olduğu kadar gitmeyeceğiz. Ancak bir müslimanın hakkını kurtarmak için gidilir.

* Müslümanların, Allah adamlarının yüzüne bakmak ibadettir, sevaptır.

* Bütün kemâlât ve faziletler büyüklerin sohbetindedir. Onların sohbeti ele geçti mi, herşey ele geçmiş demektir.

* Her şeyin yenisi makbuldür, iki şeyin eskisi makbuldür. Biri muhabbettir. Biri de ahbab. 

* Alimlerin zineti, bilmiyorum demektir. Cahiller, atar atar söyler. Alim, her kelimeden korkar, vesika bulmadan söyleyemez. 

* Kalbe Allah sevgisini yerleşdirmek için, kalbden dünyânın, mahlûkların sevgisini çıkarmak lâzımdır. Bunun için, hiçbir mahlûku hâtırlamamalıdır. Bu hâle (Fenâ-yı kalb) denir. Bunun birinci ilâcı, mürşidin sohbetidir. Sohbet ele geçmezse, mürşidin kabrini ziyâret etmek ve râbıta yapmakdır... 

* Cennetin kapısı imandır. İmanı olan cennete gider. Zulüm ile ölen kâfir cennete gitmez.

* Üstâdına, kötü söz söyleyen birini seven, köpekden daha aşağıdır.

* Bir kimse kendi kafasından tefsir yazmağa, mânâ vermeğe kalkarsa kâfir olur.

* Ehl-i sünnet alimlerinin yolundan zerre kadar ayrılanlar cehenneme gider. Böyle din adamları, din hırsızlarıdır.

* Âlimlerin en kötüleri kendi kendilerine fetvâ verenler, kendi kendilerine mânâ verenlerdir. 

* İnsanların en iyisi, din adamlarının iyileri, insanların en kötüsü kötü din adamlarıdır...

* Cennete gidecek olan fırka, Ehl-i sünnet velcemaatdır. Diğer yetmişiki (72) fırkada olanlar, kendi kafalarından yol tutanlar, yunan felsefecilerine göre yol tutanlar cehenneme gidecek...

* Allahü teâlânın sıfatlarından en kıymetlisi muhabbet sıfatıdır.

* Bütün dünyaya, hidayet, nur, Peygamber efendimizden geldi. Şimdi de, Peygamber efendimizin varisleriyle geliyor.

* Evliyânın, salihlerin isminin söylendiği yere rahmet yağar.

* Birinin binlerce devesi olsa, hepsini dağıtsa, bir namazın vaktinde kılınması sevâbına yetişemez.

* Hoca mâhir ve müşfik olursa, talebe zekî ve çalışkan olursa, öğrenilmeyecek hiçbir ilim yoktur.

* İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki, "Kâbe'ye giderken, Kâbe'nin sâhibine kavuştum." Yani, Baki-billah hazretlerinin yanında Allahü teâlâyı tanıdı.

* İstiğfarı çok söylemek lâzım, insan iyi şey yaparkende günah işleyebilir. Onun için namazdan sonrada istiğfar söylüyoruz.

* Bir haramı hafif görmek, bu haram olmasaydı, bundan ne çıkar demek imanı götürür. Meselâ çok büyük günah olan, çok kimsenin kıymet vermediği, en çok işlenen günah, gıybet... Ben doğru söylüyorum, bu da günah olur mu dese imanı gider.

* Mâlâyâni ile uğraşana selam bile verilmez, boş durmak da mâlâyâni demektir.

* Allahü teâlânın, insanı en çok sevdiği hal, secdedeki halidir. Onun için büyükler, secdede çok kalabilmek için beş, yedi, dokuz... onbire kadar söylerler. 

* Bizim kitaplarımız çok kıymetlidir, çünki pırlanta içine cam parçalarını karıştırmadık.

* Mâlümat-ı Nâfia risalesi [Faideli Bilgiler], bizim bir numaralı kitabımız. Abdülhakim efendi hazretlerinin tavsiye ettiği bir kitaptır, onu hepiniz okuyun.

* Abdülhakim efendi hazretleri, "beni dinleyen kazanır..." buyurdu.

* İnsan vücudu çok büyük fabrikadır. Vücuddaki herşey bir sanat eseridir. Allahü teâlâ bunların hepsini, bütün insanlara vermiş. İnsanlar bunların şükrünü yapmazsa, nankörlük yapmış olur. Allahü teâlâ insana iman vermiş, habibine ümmet yaratmış, insan bu nimetlere küfran ederse sonsuz cehennemde kalmak hakkıdır.

* Bir beldede emr-i maruf yapılmazsa oraya bela gelir. Hak etmeyenler de şehid olur. 

* Kafirler islamiyetin yayılmasına tahammül edemezler. Gayeleri, islamiyeti ve müslümanları yok etmektir. 

* İslamiyetin en büyük düşmanı ingilizlerdir. Dünyanın her neresinde olursa olsun, islamiyyet aleyhine bir hareket olursa, biraz karıştırırsanız, altından ingiliz oyunu çıkar. O kadar sinsidir ki, karıştırmadan belli olmaz.

* Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimi kıyamete kadar korumağı vaad ediyor. Kur'an-ı kerimi yaksalar da, ayak altına alsalar da ahkâmını yok edemezler. Yalnız adeti şöyledir ki, her şeyi sebeple yaratır. Mesela; hasta, şifa için dua ederse ona şurup değil hekim nasip eder. Allahü teâlâ bir kuluna cenneti nasip etti ise, sebebini gönderir. Nedir sebebi? Mürşid! Mürşid yoksa kitapları... Sebebi Allahü teâlâ yaratıyor, ama sevdiği kimseleri de vasıta kılıyor. Kur'an-ı kerimi muhafaza etmenin sebebi de var. Kur'an-ı kerim iki kısımdır. Biri zâhiri; bedene ait, diğeri batıni; kalbe ait kısmı. Zahirini korumak için Allahü teâlâ Osmanlıları yarattı. Osmanlılar şimdi yok ama, kitapları var. İslamiyetin batınını koruyan da Nakşibendilerdir. 

* Şükür demek, bir nimet ne için verilmişse onun için kullanmaktır. Göz nimetinin şükrünü yapmak için, Allahü teâlânın bak dediği yere bakılır, bakma dediği yere bakılmaz.

* Kimse, kendi rızkını bitirmeden ölmez.

* İslâmiyyetin garib olduğu bir zemânda, kahhar sıfatının tecellî etdiği bir zemânda, onun dini için, aşk ile, gayret eden, çalışan insanlara ne mutlu. Ne mutlu onun seçdiği mücahidlere! O mücahidlerin sınıfında bulunmak, onların arasında bulunmak se'âdetine kavuşan din kardeşlerime ne mutlu...

* "Yâ Ebâ Hüreyre, Allahın kullarına, Allahın dinini öğret. Onları öğretmeye giderken bastığın yere melekler kanatlarını serer. Gökteki melekler, yerdeki hayvanlar, havadaki kuşlar, denizdeki balıklar senin için düâ ederler. Kıyâmetde sana öyle bir makam ihsan olunur ki, Peygamberler gıpta eder." diyor hadîs-i şerîf...

* Sıkıntılar mücahidlerin aşkını, hevesini arttırır.

* Dünya zevklerine düşkün olmak nefsi beslemektir. Halbuki; nefse düşmanlıkla emr olunduk. Çünki nefs Allah-ü tealanın düşmanıdır. Bize; nefsinizi besleyin diye bir emr yok, kalbinizi kuvvetlendirin diye emr var. Nefse düşmanlık; riyazet ve mücahede ile olur. Riyazet; nefsin arzularını yapmamak. Mücahede nefsin istemediği şeyleri yapmak.

* Îmâna nasıl şükr edilir? Âyet-i kerîmeler bunu bildiriyor. Diyor ki, "Ey mü'minler, ey îmânla şereflenenler, bu ni'metin şükrünü ifa edebilmek için birbirinizi seviniz." Bizi bu yola, bu cihâda sürükleyen îmân ni'metinin şükrünü ifa etmek için hubb-i fillah ile şerefleneceğiz. Birbirimizi seveceğiz. Birbirimizin kalbini kırmakdan titreyeceğiz. Zaten mü'minin kalbini kırmak, mü'mini incitmek harâmdır. Hele böyle mücahid kardeşlerimizi incitmek, hele hele darılmak, münakaşa etmek; Allah muhafaza etsin.

* Günâhsız insan olmaz; kusursuz insan olmaz. İşte, biririmizin kusurlarını görmeyeceğiz, iyiliklerini göreceğiz. Kusurlarımızı afv edeceğiz, hatta ikaz edeceğiz. Zâten münakaşa yasak, Nasıl olur bir mü'min incitilir efendim.

* Bir mü'minin, bir mücahid kardeşinin kalbini incitmenin Kâbeyi yedi kerre yıkmakdan daha günâh olduğunu dinimiz bildiriyor. Onun için, en çok dikkat edeceğimiz şey; birbirimizin kusurunu afv edeceğiz, sabr edeceğiz. Sabr edenin gideceği yer neresidir? Peygamber efendimiz, "Cennetdir" buyuruyor. Onun için, birbirimizi incitirsek dahi, karşıdakinin sabr etmesi lâzımdır. Ona düâ etmesi lâzım. Müslimânlık budur, kardeşlik budur.

* Muhammed Ma'sum hazretleri Mektûbât'da buyuruyor ki, "Münakaşa etmeyiniz."

* Eshâb-ı kirâmdan bir zât diyor ki, "Peygamber efendimiz, Bayram günü hutbeye çıkıyordu. Merdiven üç basamakdı. Birinci basamağa çıktı. Bir şeyler söylüyordu. Kulak verdim işitdim. Buyuruyordu ki: (Yâ Rabbi, Sen, bir kulunu, anasını-babasını gördüğü halde, onların hizmetinde kusur eden, kalblerini inciten, onların rızasını, düâsını almayanı Cehenneme sok.) Ben de âmin dedim" buyuruyor. O halde birbirimizi seveceğiz, amma, anamızın, babamızın da kıymetini bileceğiz, onların rızalarını düâlarını alacağız, gönüllerini alacağız. Ananın, babanın evladına düâsı, Peygamberlerin ümmetine düâsı gibidir.




* Allahü teâlâ, bir isteyene bin veririm buyuruyor.

* Allahü teâlâ kullarına zulmetmez, onlar sû-i amelleri ile belayı kendileri cezbederler.

* Allahü teâlâ buyuruyor ki, nefsinize uymayın, nefsiniz bana düşmandır.

* Allahü teâlâ birçok günahın cezasını ahirete bıraktığı halde, zalimlerin cezasını dünyada verir.

* Allah yolunda, halis niyyetle hizmet eden kazanır.

* Cahillik cehenneme götürür.

* Kıyamet günü hesap, evvela imandan, sonra namazdandır.

* Allahü teâlânın dostları, Allahü teâlânın yaptığı her şeyden zevk alırlar. Sıkıntı, elem ve dertlerden nefs zevk almadığı için, daha çok hoşlanırlar.


* Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir.

* Bilmiyorum diyen 40 belâdan kurtulur...

* Sabır, ferahlamanın anahtarıdır.

* Dünyada iken, Allahü tealanın dinine hizmet edenler, Allahü tealanın kullarının müşkillerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teala onlarla konuşacak. Onlar için ne hesap var, ne azap var...

* Allahü teâlâ, hiç bir şeyi yaratmadan önce Server-i âlem sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin mübârek nûrunu yarattı. Kur'ân-ı kerîminde Peygamber efendimize hitâben; "Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyruldu. Hadîs-i kudsîde; "Sen olmasaydın, sen olmasaydın, mahlûkâtı yaratmazdım" buyrulmuştur.

Îmânın asıl şartı; "Hubb-i fillah, buğd-i fillah" yâni Allahü teâlânın dostlarını sevmek, düşmanlarını sevmemektir. Bu olmadıkça hiç bir ibâdet kabûl olmamakta, sâhibinin yüzüne çarpılmaktadır. Bu sebeble "Âlemlerin efendisini sevmemiz farz olmuş ve O'nun mübârek muhabbetini kalbimize yerleştirmemiz ve güzel ahlâkıyla ahlâklanmamız emr edilmiştir".

* Sultana edebsizce hizmet edenin dünyası, Evliyaya edebsizce hizmet edenin ahireti yıkılır.

* Allahü teâlâ günah işlemeyenlerden ve günah işlenmeyen yerlerden razıdır. Siz, günah işlememeye ve arkadaşlarınızı günahtan korumaya çalışınız.

* İslam dininde paranın yeri ceptir, kalb değildir. Parayı kalbe koymak, sarayın ortasına çöp dökmek gibidir.

* Günah işlenmeyen yerde huzur vardır. Günah işlenirse huzursuzluk başlar.

* Evliyânın yanında bulunan, dört şeyden istifade eder; merhametinden, cömertliğinden, yumuşaklığından, güzel huyundan...

* İnsan demek îmân demektir. îmân var, herşey var, îmân yok hiçbirşey yok.

* Bir şey ne kadar kıymetli ise onun düşmanı o kadar çoktur. En kıymetli şey: Îmân..! Peki bu imanı nasıl koruyacağız? Allahü teala buyuruyor ki, "Nimetlerime şükr ederseniz artırırım". Peki biz iman nimetine nasıl şükr edeceğiz? Birbirimizi seveceğiz...

* Mürşid-i kâmil demek, Hakk'ı Hak, bâtılı bâtıl bilen zat demektir. Onlara kavuşanın ve hatta onların sâdık bendelerine, talebelerine kavuşanın en büyük kârı, Hakk'ı Hakk, batılı batıl bilmesidir. Bu ise, erişilmesi en zor noktadır. Dünyada en zor şey, doğruyu bulmaktır. 

* Allahü teâlânın sevgili kullarını tanımak şarttır. Büyükleri inkâr eden her şeyden mahrumdur. Büyükleri tasdik eden, değil kendisine, yedi sülalesine faydalı olur.

* Allahü teâlânın sevgili kullarını tanıyan, onlardan istifade etmeye başlar. Bilse de, bilmese de!... En büyük istifadesi; imanı düzelir, sonra ibadetleri düzelir, günahlar çirkin gelmeye başlar. Bu, istifade ettiğinin alâmetidir. Bu istifade ya bizzatihi olur, -en güzeli budur- veyahut da kitaplarını okumak suretiyle, ruhaniyetlerinden istifade ederek olur. Veyahut da o büyükleri tanıyan, seven kişilerle arkadaş olunur, mukallidleriyle beraber bulunulur. Onlarla beraber olan da feyz ve berekete kavuşur, imanını bi iznillah kurtarır. 

* Ümidimiz, büyüklerin şefaati ve bize sahip çıkmalarıdır. Onların bize sahip çıkması için, bizim onlara sahip çıkmamız lazımdır. Layık olmak ve âlâka kurmak lâzım. O âlâka söz dinlemektir. Nasihatlerine uygun yaşayabilmektir. 

* Bir müslüman kardeşinin ismini duvara yazsalar, oradan geçerken ceketin düğmesini ilikle de geç...

* Mü'min mü'minle karşılaşınca, yaptığı dua kabul olur. 

* Her geceyi kadir bilin, herkesi hızır bilin, kimin ne olduğu belli olmaz.

* Allahü teâlâ islam düşmanlarına azap etmekte niye acele etmiyor diye merak ediliyor. Buraya bir karınca gelse ve bize kafa tutsa biz onu muhatap kabul eder miyiz? Kainata kıyasla derya yanında damla bile olmayan bu dünyada, yine dünyaya kıyasla deryada damla olmayan insanı da Allahü teâlâ muhatap kabul etmiyor. Namaz hariç... Kul Allahü ekber deyip de namaza durduğunda Allahü teâlâ onu muhatap kabul ediyor.

* Kur'ân-ı kerim şifâdır. Fakat şifâ, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis borudan şifâ gelmez.

* Allahü teala İsa aleyhisselama buyuruyor ki; yerlerde ve göklerdekilerin amellerini yapsan has kullarımı sevmedikçe, düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe hiç faydası olmaz. İşin başı bu.

* Namaz kılanın dünya işi bile ahiret işi sayılır. Namaz kılmayanın ahiret işi bile dünya sayılır. 

* Her ayetin manası bir okyanustur. Müfessirler bu sonsuz okyanusda inci mercan çıkarırlar. Bozuk olanlar akrep, yılan, yengeç çıkarır. 

* Allahü tealaya daha yakın olanların bize yardımları daha çok olacaktır. Amma uygun hale gelmek lazım. Günah işlememek lazım. Büyüklerden feyz almayı bilin. Feyz yollarını kapatmayın. Büyüklerden feyz devamlı gelir ama kovayı ters çevirmemek lazım. Kovayı ters çevirirsen feyz alamazsın. Nisan yağmuru gibi gelir ama kenardan akıp gider. Feyz almaya dikkat edelim. Allahü tealanın sevgili kulları sağlıklarında iken kınındaki kılıç gibidirler. Öldüklerinde kınından çıkmış gibi tesirli olurlar.

* Dünya ahiretin aynası gibidir. Dünya bir aslın görüntüsüdür. Cennetin görüntüsü; hizmet, abilerin güler yüzü, Cennete götürecek işler... Cehennemin görüntüsü ise; yapılan kötü işlerdir.

* Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki, (Zemân gelir ki, o zemanın müslümanları, bugün sizin yaptığınız ibadetlerin onda birini yaparsa, ahirette azabdan kurtulurlar.) Sebebini sorduklarında, (Çünkü, sizler hayr işlemeğe çok yardımcı buluyorsunuz. Onlar yardımcı bulamayacakları gibi, çeşitli engellerle de karşılacacaklardır. Gafiller, cahiller arasında garib kalacaklar) buyurdu.

* Allahü tealanın, bir kuluna, faideli, güzel işler yapmağı çok kimsenin ihtiyaçlarını sağlamasını nasib etmesi, çok kimsenin ona sığınması, bu kul için pek büyük bir nimettir! Allahü teala, kullarına ıyalim demiş, çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını, nafakasını kendi üzerine almışdır. Allahü teala, bu ıyalinden birkaçının rızkları, nafakaları için ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için bir kulunu görevlendirirse, bu kuluna büyük ihsan etmiş olur. Bu büyük nimete kavuşup da, bunun için şükretmesini bilen kimse, çok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, şükr etmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıyaline hizmet etmeği seadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını, kölelerini yetiştirmekle öğünmek, akl icabıdır.

* Hastalıkta şifa vardır. Beden nekadar sıkıntı çekerse, ruh o kadar rahat eder.

* Dört şeyden muhakkak hesap sorulacak:
Paranı nerden kazandın, nerde harcadın?
Bedenini nerde kullandın?
Ömrünü nasıl geçirdin?
İlmini nerde kullandın?

* Îman, ateş ile insan arasında bir duvardır; yakmasın diye...

* Gemisiz okyanus geçilmez. Biz İmam-ı A'zâm hazretlerinin gemisine bindik. 

* Allahü teala bir insana iman verdi, ne ki ona vermedi; iman vermedi, ne ki ona verdi...

* Işık yokken göremediğimiz gibi, iman da kalbin ışığıdır. 

* Kim istedide vermedi..? İstemesini bilmezsen alamazsın.

* Namaz kılanlarda hususi bir koku vardır, o koku çıkmaz. Namaz kılmayanlarda bu koku bulunmaz.

* Namaz kılanlarda bir güzellik vardır. Namaz kılmayanlarda bu güzellik yoktur. Onlar, kendileri, sun'î olarak güzel olmağa çalışırlar. Namaz kılanlarda bu tabî olarak vardır.

* Hapse düşenlerin ekserisi namaz kılmayanlardır.

* Namazda selam verirken bütün müminlerede verilir, namaz kılmayanlar bundan mahrum kalır.

* Namaz, başlı başına bir hayattır.

* Men kâne fî kalbihî Allah
muînuhu fiddareyn Allah

Men kâne fî kalbihî gayrillah
ve hasmihü fiddareyn Allah

Bir kimsenin kalbinde Allah olursa, Allah onun hem bu dünyada , hem ahirette yardımcısı olur.

Bir kimse nefsi için yapar da, Allah'la alakası olmazsa ona da Allah iki cihanda da düşman olur.

Eğer Allah için yaparsa, ihlâsla yaparsa iki cihanda Allah yardım eder, eğer gösteriş için olursa...

* Söz ile, yazı ile yapılan cihad, topla, tüfekle, kılıçla yapılan cihaddan daha kıymetlidir.

* Doğmak, ölmenin alametidir.

* Namaz mü'mine kolay gelir.

* Bir insan ne kadar alçak gönüllü olursa, onu melekler o kadar yukarı çeker. Ne kadar kibirli olursa, o kadar aşağı çekerler, yerin dibine geçirirler.

* Ahirette kurtulmak için, Allahü tealanın emrlerini yapmak ve kullarına faydalı olmağa çalışmak lazımdır. Bir kitap verilir, birşey anlatılır...

* Bedenin ibadette, kalbin muhabbetde olsun..!

* Bahcıvan bir gül için bin diken yetiştirir.

* Dinin temeli, kötü arkadaştan sakınmak, iyi arkadaş aramaktır.

* Eden kendine eder.

* En talihsiz insan, insanların itibar ettiği, fakat Allahü tealanın itibar etmediğidir.

* Gülü seviyorsan dikenine sarıl...

* İhlas; izzet ve ikbalde iken duyduğun hislerin, zillete düştüğün zaman değişmemesidir.

* Rabbimizin en büyük hediyesinin, îmânımız olduğunu unutmayalım.

* Hayat hayaldir. İyilik yapan da geçti, kötülük yapan da geçti...

* Allahüteala kendine ulaşan diğer yolları kapatmıştır; biri hariç! O da, Habibinin kalbine bağlanmaktır. Allahü tealaya ulaşmak için tek kapı vardır. O kapı Peygamber efendimizin kalbidir.

* Allahü teala kendine yapılan kötülükleri afv ettiği halde, Habibine yapılanları afv etmiyor.

* Şehid olarak ölmek için, samimi olarak dua eden, evinde yatakta da ölse şehid sevabına kavuşur.

* Eti yenen hayvanlar kesilirken hiç acı duymazlar. İnsan boğazlanırsa acı duyar, dolayısı ile insan eti haramdır.

* Feyzin gelmesine mâni, dünya menfeatidir.

* Cömerdin ikramında şifa vardır. Cömertlik sonradan olma olmaz. İnsanın genlerinde vardır.

* Hanefî mezhebinde, namazdan sonra en kıymetli ibadet, ilim öğrenmektir. Bir miktar ilim öğrenen, sabaha kadar nafile ibadet edenden fazla sevab kazanır.

* İki şeyin sevab ölçüsü bildirilmemiştir; biri oruç, diğeri, iftiraya uyrayıp sabretmektir.

* Hocasına hizmet ederken yapılan iş, başkalarından farklı olmalıdır. Eğer fark olmayacaksa, hiç olmazsa o işi yapmağa giderken koşarak gitmelidir ki, bu kadarlık fark olsun.

* Herkesin çektiği başının belası,
Kendine ait birşey var sanması...

* Sabır demek, iman demektir. Hastalık günahları döker denir. Hastalık günahları dökmez efendim. Hasta olunca, Allahü teala insanın üç şeyini alır: 1- Ağzının tadını alır. 2- Gücünü, kuvvetini alır. 3- Günahlarını alır. İyileşmeye başlayınca, melekler sorarlar; "Ağzının tadını verelim mi?" derler. Allahü teala verin buyurur. "Gücünü kuvvetini verelim mi?" derler. Allahü teala verin buyurur. "Günahlarını da verelim mi?" derler. "Beni insanlara şikayet etmemişse vermeyin. Beni insanlara şikayet etmişse, sabr etmemişse verin" buyurur. Günahların afvına sebep olan hasta olmak değil, hastalığa sabr etmek, şikayet etmemektir.

* Allah diyen mahrum kalmaz. Allahü teala Dâvud aleyhisselama buyuruyor ki: Kim arkasını Allah'a dayarsa, ona tuzak kursalar da onu korurum. Allah diyen mahrum kalmaz.

* İhlas var her şey var, ihlas yok hiçbir şey yok...

* Allah dürüst tüccarı sever. Eshab-ı kiram ticaret yaparlarmış. Fakat para kazanmak için değil. Bu sözün sırrına kavuşmak için.

* Devrân-ı bekâ çû bûdı sahra bî gûzeşt
Tılhi ve husi zişt-û ziba bî gûzeşt
Pendaşt sitemger ki sitem bermâkert
Dergerdeni u bemanet û bermâ bî gûzeşt.

İnsan ömrü, dünyanın ömrüne nazaran sahrada esen bir rüzgar gibidir. Bu çok kısa hayatta acı günler çok oldu, tatlı günler de çok oldu. Hepsi geçti. Zalim zulüm etti, o da geçti. Amma mazlumun boynundan geçmedi, boynunda asılı kaldı. 

Ahırette denecek ki: Onlar o zaman güçlüydü, sen zayıftın. Onlardan geçti ama senden geçmedi. Şimdi sen konuş sen söyle denecek. Mazlumun günahları alınıp, zulm edene verilecek.